2016-06-04

Batı ve Türkiye Rusya–İran ilişkilerini son 500 yıldır nasıl belirliyordu?


Ortadoğu siyasetini tesir eden etkenlerden biri olarak Rusya-İran ilişkileri bölgesel siyasi süreçlerde önemli bir röl oynamaktadır. Suriye iç savaşında aynı tarafta olan Rusya ve İran’ın örtüşen çıkarlarına dayanaklı ittifağı oluştuğunu söylemek güçtür. Ancak iki devletin tarihi mirası Moskova ve Tehran arasındaki ciddi bir dengesizlik ve çatışma ihtimaline işaret etmektedir. Rusya-İran ilişkileri tarihini incelediğimizde çıkarabildiğimiz sonuçların birisi ikili ilişkileri son 500 yıldır  belirten güçler arasında Türkiye ve daha sonra Batılı ülkeler olmasıdır.

İran’la ilk diplomatik ilişkiler sadece Moskova Çarlığı’nın 1552’de Kazan ve 1556’da Astrahan Hanlıklarını fethetmesinden sonra mümkün oldu zira hızlı bir şekilde genişleyen Rus devleti kendi güneyinde bulunan Kafkasya yarı bağımsız küçük devletlerin sınırlarına ulaşınca doğrudan Safevi Devleti ve aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfuz alanlarınla yüzyüze gelmiş. İki devletler arasında diplomatik irtibatı sağlamayı başardıktan sonra Rus Çarı Korkunç İvan iki rakipten en güçsüzü seçerek İran devletiyle Kafkasya’da stratejik önemli Kara Deniz sahiline hakim olan Osmanlılara yönelik aleyhte olan işbirliğe girmiş.

Sonra 1623-1639 Osmanlı-Safevî Savaşı sonucu iki bölgesel güç Kasr-ı Şirin Antlaşmasında Kafkasya’yı ikiye bölümüş ve dolayısıyla Rus devleti Kafksasya  bölgesinden dışlanmış oldu. Osmanlılarla geçici barış edindikten sonra İran daha önce kontrolünden gitmiş Kuzey Kafkasya toprakları geri alması için fırsat bulmuş. Rusya ve İran arasında ilk askeri çatışma olarak sayılabilen harekette Sefevi Devleti Rus Çarlığı’nın tarafından Kuzey Kafkasya dağlılar topraklarında kurduğu savunma hatları ve bir süre hisarı yıkmakla beraber yerine kendi tabyaları kurmayı amaçlıyordu. Rus devleti Doğu Avrupa’da Polonya ile savaş yürütmekle ve Ukranya toprakları geri almaya çalışmakla uğraştığı için İran devletiyle direk çatışmaya girmesi için yeterli varlıkları bulmayınca 1653 Sefevi Şahı II.Abbas ile anlaşma yapmak zorunda kalmış. Rusya ancak 1654’te dağlıların geniş ayaklanmasıyla sonuçlanan Sefevi hükmetiyle memnuniyetsizliği kullanarak yerli eyaletlere siyasal varlığını yeniden yayabilmiş.

Sonradan Osmanlı, Sefevi ve Rus devletleri arasında Kafkasya’da ve bugünkü Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan toprkalarında oluşmuş olan güç denge sadece İran idari bunalımından kaynaklanan askeri zayıflanmasıyla bozuluyor olmuş söyleyebiliriz. Aynı zamanda İngilizler 1600’lılar başından beri işgal eden Hindistan yarımadasından nüfuzunu İran topraklarına kadar yayılmaya başlamışlar.

Her yeni savaşla topraklarını kaybeden ve aynı şekilde idari zayıflıkları nedeniyle yeni güçlü orduya muhtaç olan Osmanlı İmparatorluğu artık yeni Kafkasya topraklarını elde etmek değil mevcut sınırlarını korumakla meşgülmüş. Bu şartlarda yeni Rus Çarı ve 1721’den sonra Rus İmparatoru olarak adlandırılan I.Petro başarılı bir şekilde idari ve askeri alanlarda radikal reformları hayata geçirdikten sonra Rusya sınırlarını Kuzey Avrupa’da, Doğu Avrupa’da ve Kafkasya’da genişletmeye çalışmış.

Rusya bütün 18. yüzyıl boyunca Osmanlı ve Sefevi devletleriyle yürüttüğü savaşlarda ne kadar büyük güce sahip olsa da iki cephede birden savaşmaktan kaçınıyordu. Örneğin 1733-1735 yıllarında Polonya parçalanması savaşları kapsamında Avrupa’da etkili olmalıyken ve aynı zamanda Kara Deniz’de hakimiyeti Osmanlılar ellerinde almaya çalıştığında 1732 ve 1735 yıllarda imzaladığı anlaşmalara göre Rusya İran’a daha önce işgal eden Hazar Deniz kıyı toprakları vermek zorunda kalmış. Aynı biçimde 1806-1812 Osmanlılarla savaş halindeyken Rus İmparatorluğu İran’la barış anlaşmasını yapmayı iyi bir diplomatik imkan olarak görmüş.

Ayrıca 19. yüzyıl başından beri İran Rusya ve İngiltere arasında sömürge rekabeti alanına giderek dönüşüyor olmuş. 1813 Gülistan ve 1828 Türkmençay Antlaşmaları sonucu Rusya İran’da pozisyonları güçlendirmek maksadıyla İran hükümdarlarından özel hak olarak Hazar Deniz’inde donanma bulundurma hakkı edinebilmiş. Bunun dışında Rus İmperatorluğu Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan topraklarının büyük kısmı kendi kontrolüne getirdikten sonra İran devletinin öz topraklarına fiziksel erişim sağlayabilmesiyle İran içişlerine müdahaleye yol bulmuş.

Osmanlı İmperatorluğu’nun Kafkasya rekabet alanında giderek dışlanmasıyla birlikte Rusya ve İngiltere sömürge güçleri olarak İran’a odaklanıp aktif bir biçimde ülkeyi kendi nüfuz alanına dönüştürmeye çalışmaya başlamışlar. 1850-1890 yıllarında ‘Büyük Oyun’ olarak bilinen Rusya ve İngiltere arasındaki Orta Asya, Ortadoğu ve Kafkasya’da siyasi, askeri ve ticari rekabet süreci çerçevesinde Rusya-İran ilişkilerinde her girişim, her değişim İngiltere’nin İran politikasından tarafından tesir ediliyordu.

Rusya’nın 1853-1856 Kırım savaşında yenilgisinden kaykanlanan Kafkasya ve özellikle İran politikasında geçici etkinsizleşmesinden faydalanarak İngiltere İran şahlarına baskı uygulayıp hükümdarlardan geniş imtiyazları kazanabilmiş. Öyle ki, İngiliz Dışişleri Ofisi (Foreign Office) İran içişleri siyasetini belirtilmesinde kilit bir rol oynuyordu zira ülkenin üretim esasların çoğu İngiliz ellerine verilmiş. Ancak yine Rus devleti İran toplumundaki İngiliz müdahalesinden hoşnutsuzluğu görünce ülkeye alternatif olarak kendi banka kredileri ve demiryolları inşaatı gibi iktiasadi destek sunuyordu. 1890 patlak veren İngiltere Tütün Şirketine karşı protestolar sadece İran-İngiltere ilişkilerinde ciddi bir değişime değil aynı zamanda İran-İngiltere-Rusya üçgeni vazgeçilmez bir öğe olarak Rusya etskisinin derinleşmesine yol açmış.

Rusya İran’daki nüfuzunun altın çağı 1905’te bitmiş. Batılı olmayan bir ülke olarak Japonya’nın Rusya İmperatorluğunla Uzak Doğu’da savaşta galip gelmesine şahit olan İran anasayacıları merkezi hükümete karşı isyan etmişler. Yıkıcı savaştan dolayı yeterli güce elinde bulunduramadığı için Rusya İran devrimci hareketleri bastırmak amacıyla 1907’de İngeltere ile izmaladığı anlaşması çerçevesinde İran’ı üç bölüme parçalamaya karar vermiş. İran’ın Kuzeyi Rus nüfuz alanı, İran’ın Güneyi ise İngiliz nufuz alanı, iki bölge arasında kalan topraklar tarafsız bölge olacağının üzerinde anlaşılmış. Aynı zamanda İngilizlerle bir tür işbölümünü elde ettikten Rusya 1908’den beri istikrarsızlık ortamında farklı şehirlerde ikamet eden Rus tüccarlarını korumak bahanesiyle ülkeye Kazak birimleri gibi askeri güçleri göndermeye başlamış. Birinci Dünya Savaşı başlaması nedeniyle askerler geri çekilmiş ve sonraki Ekim Devrimiyle İran’daki Rusya nüfuzu büyük ölçüde azalmaya başlamış.

İran ve Sovyet Birliğinin ilk anlaşması Şubat 1921’de imzaladıkları İşbirlik ve Dostluk Anlaşmasıydı. Bu anlaşmaya göre herhangi bir ülke İran topraklarında Rusya’ya karşı faaliyeti sürdürdüğü ve Rusya ulusal güvenliğine tehdir eden girişimde bulunduğu taktirde Rusya İran’a ordu birimleri sokmaya hakkı bulundurmaktadır. Savaşlar arası dönemde İran-Almanya yakınlaşmasından kaynaklanan tedirginlikten dolayı Sovyet Birliği İran’da bütün Almanya ile ilişkilerini kesmesini talebi cevapsız bulduktan sonra 1921 Anlaşmadaki işgal şartı maddelerinden istifade ederek 25 Ağustos 1941’de kuvvetleri İran’a sokmuş ve İngiliz kuvvetleriyle birlikte 1946’ya dek İran’ı işgal ediyor olmuş.

İkinci Dünya Savaşından hemen sonra küresel stratejisi kapmasında Sovyet Birliği komşu ülkeleri kendi nüfuz alanına dönüştürmeye çalışmış. Avrupa’da gibi Asya’da bir çok ülkede Sovyet desteğiyle iktidara komunist partiler gelebilmiş. Ancak İran’da İngiliz ve daha sonra Amerikanlı varlığından dolayı kominst rejimi oluşturmak çok zordu. Bu sebeple Moskova İran’ı komunist bir rejime dönüştüreceğine İran’da tesir esasları kurmaya karak vermiş. Kuzey İran’da 1946’da Mahabat ve Azerbaycan Demokratik cumhuriyetleri Tehran itirazlarına rağmen ilan edilmiş. Görünen o ki, Sovyet Birliği o zamanlarda başlayan Soğuk Savaş zihniyetindeyken Batı ile çatışma her ülkeyi rekabet alanı olarak tanımlamış. Moskova 1946-1947 ciddi bir uluslararası kamuoyu baskısıyla yüz yüze karşılaşınca İran’dan çekilmek zorunda kalmış.

İran Şahı, gelecekte olası Sovyet müdahalesi önlemek için İngiltere’nin desteklediği Bağdat Parktı Teşkilatına 1955’te üye oluyor ancak İngiltere’nin dünyadaki pozisyonlarının zayıflamasıyla birlikte İran hem ABD ile daha sıkı işbirliğe girmeye çalışıyor hem de aynı zamanda Sovyet Birliği ile olumlu ilişkileri devam ettiriyor. Zira 1953 darbe ardından devam eden olumlu ABD-İran ilişkilerine baktığımızda petrol satış karlara dayanan Şah rejimi 1960-70 yıllarında giderek daha bağımsız davranmaya başlamış. Bu hareket özgürlüğü sayesinde Sovyet Birliği İran’da bir süre sanayi projeye katılabilmiş.

İran’da İslami Devrimi 1979 Tehran’ın dış politikasında ciddi değişimlere yol açmış. Yeni rejim ABD’nin en sesli eleştirenlerin arasında yer almış. Sovyet Birliği böyle bir değişimi sıcak karşılamış ve İran’la ilişkileri yeni seviye getirmeye çalışmış ancak 1980’de başlayan İran-Irak savaşı süresinde Baas Irak’ına verdiği destekten dolayı ilişkiler serinleşmiş ve 1980’lılarda komşu Afghanistan’a müdahale sonucu İran açık bir şekilde Sovyet politikasına karşı çıkmış. Buna rağmen Moskova İran’ı ne dışlamaya ne de şeytanlamaya çalışmış zira Sovyet dış politikası için olan o du ki İran’ın Batı’yla herhangi bir işbirliğe girmemesiydi. Perestroyka politikası ve 1989’da Afghanistan’dan çekilmesiyle Sovyet Birliğinin İran’la ilişkileri yeni gelişimi yaşamaya başlamış.


Yukarıda Rusya-İran ilişkileri 500 yıllık tarihi incelidikten sonra bir takım sonuç çıkarmak mümkün. Birincisi, iki devlet arasındaki ilişkiler upuzun bir süredir üçüncü bir gücün tarafından belirtiliyordu. İlk önce Türkiye, onun yerine bölgeye sızmayı başaran İngiltere ve 20.yüzyılında onun yerine gelen ABD ciddi bir şekilde Rusya’nın İran’a bakışlarını ve yaklaşımlarını şekilendiriyordu. İkincisi, Rusya için İran önemliliği ülkenin Rusya sınırlarında bulunmasıdır, dolayısıyla İran’daki her değişik Rusya’da hassasiyetle takip ediliyordu. Üçüncüsü, İran’nın tarafsızlığı Rusya ile ilişkilerin en parlak döneminin sebeplerin birisiydi, çünkü bu şartlarda ikili ilişkiler dış etkisiyle değil kendi mantığı ile gelişiyormuş söylemek mümkündür.

Yazar: Timur Akhmetov

No comments:

Post a Comment